Çemberin Dışı

Türkiye’nin yine aşa aşa bitiremediği keskin virajlardan birini dönmekte olduğu günlerdeyiz. Hem yönetim kademesinde hem de halk bazında, akil ve makul yaklaşımların mumla arandığı karanlık günler… Düşünün ki, irili ufaklı bütün güruhlar, söylemlerini kendilerinin haklı olduğu üstüne kurmuşlar ve durdukları noktadan zerre taviz vermemekteler. Kafanızı nereye çevirirseniz çevirin, enikonu şoven davranan birilerini göreceksiniz. İşin ilginç yanı da şu ki, neredeyse hiçbir kesim diğerini eleştirirken icraatları baz almıyor. Aksine, o karşıt kesime mensup insanları, tercihlerinin sonucu olmayan, kaderin onlara yüklemiş olduğu kimlik odaklı yönlerini temel alarak yeriyorlar.

Doğuştan sahip olduğunuz, sizin seçiminiz olmayan bir özelliğiniz nedeniyle bir insanın size düşman olması… Gerçekten saçma değil mi? Bütün bireyler belli topluluklarda doğup büyüyorlar ve o ortamda belli sınırların dışına çıkamayan bir karaktere ve fikirler bütününe sahip oluyorlar. Birilerinin de aynı şekilde başka ortamlarda bu gelişim sürecine maruz kaldıklarını düşünmüyorlar. Kendilerini birileriyle gırtlak gırtlağa getiren kutsalların, renklerin, isimlerin kendi seçimleri olmadığını göz önünde bulundurmuyorlar. Toplumsal ayrışma da böylelikle giderek keskinleşiyor.

Artık insanların, aileleri ve çevreleri tarafından sıkıştırıldıkları çemberlerin dışına çıkmaları ve olaylara bir de o sınırların dışından bakmaya çalışmaları gerekmiyor mu sizce de? Milyarlarca nüfusa sahip dünyamızda tek haklı topluluğun, bizzat içinde bulundukları güruh olduğunu sanmak bu dünyadaki en büyük gaflet kuşkusuz. İnsanları anlamak ve yine onlar tarafından anlaşılmak için çemberin dışına adım atmanın, Samed Behrengi’nin Küçük Kara Balığı’nı takip etmenin zamanıdır artık.